38 kişi kendisini tutuyor, 13 arkadaşı var.
bugünlerde en çok ona küfür etmek istiyorum..
çünkü en çok onu özledim... :(
the one with "nemlendirme canavarı"
the one with "kızları nemlendiririm"
the one with "bu gözlüğün bıyıkları nerde?"
the one with "past, present, future"
the one with "et suyu"
the one with "fucking on the dancefloor"
the one with "three men who shake their budds"
the one with "confessions"
the one with "white skirt"
the one with "ıspanaklı börek"
the one with "happy feet"
the one with "fingers with miracle"
the one with "the rumor (fifteen seconds)"
the one with "lades"
şarkı hızlandığında,
şehri terkedelim ve hiç konuşmayalım...
(ama bi göztepeye uğrayalım)
ilkbaharla uzak yakın ilgi alaka barındırmayan son derece içi yün montlu bir mart 9'u... abuk bir perşembe akşamı...
bizden önce tüm yakın dostların izleyip kararımızda köklü bir farklılık yaratmayan mırın kırın dolu yorumları...
kadıköy'de vakit geçirme eğilimine destek arkadaşlar... öyle ki vapur yolculuğuna bile eşlikçiler...
istiklal'de beyhude dolanmalar, sıkıcı vitrin önleri, bunaltmaya yüz tutmuş kitapçılar, dvd reyonları...
ağlayan bir telefon, meme veren ellerim...
- ofisteyim hala... iki dakika yukarı çıksana...
- ama utanırım ben ki...
- kapının arkasına saklarım ben seni...
- bulamam... kaybolurum ara sokaklarında buraların...
- bu binanın kapısında arkadaşlarınla votka içmişsiniz ya...
- evet ama bunu daha anlatmadım ki...
- kapının arkasına saklarım diyorum işte...
- tamam... üfff... (böyle hayal etmemiştim ben...)
en ufak bir işaretle koşa koşa aşağı inecek ayaklarım... ama bekliyor işte kapının önünde...
bir de çok güzelmiş yine... sarı bir şey giymiş, kafada şapkası var elbet... sahi kafasını çıplak görmemiştim daha...
- hadi gel bak bu bilmem kim, bu da bilmem kim, bunu da bilmiyorum kim...
- ama ama ben... ehhe merhaba tabi... (kapı?..)
- sıkıldın di mi... al bak sana bir dünya broşür... çıkıcaz şimdi zaten...
oyalandım elbette broşürlerle... daha ziyade masasına baktım, etrafa filan... insanlarla göz göze gelmem şart değildi ya... gözlerimi kaçırmam da şart değildi tabi ama o aptal gülümsememi dışarıdan görebiliyorken bunu yapamazdım ki... yapmadım...
- hadi çıkıyoruz...
ofisinden kabataş ne de yakınmış... nargilecilere istanbul modern'in yerini sorarken gözümüzün önünde hayvani bir coşkuyla dalgalanan istanbul modern bayrağını benim görememem değildi garip olan... zira gözlerim önlerinde durup etrafı görmeyi zorlaştıran üçüncü sınıf kalp baloncukları tasvirlerini silkelemekle meşguldu o sıra...
biletlerimizi aldığımızda ufak çaplı bir sergi gezme, hatta kapının önünde sigara içme aktivitelerine yetecek kadar vaktimiz olduğunu farkedip aptal aptal sevindik buna... ben aptaldım daha çok...
film başlamadan önce salona giren ve "konkenden sonra da sinemaya gitmeye ne dersiniz?" sorusuna verilmiş yanıtın ne olduğunu şıp diye tahmin ettiren kitle film boyu zor anlar yaşatacak gibi görünüyordu... üstelik yalnızca o ve ben vardık... filmden sıkılırlarsa vır vır edip, iki el daha çevirmeye kalkarlarsa onları dürtüp hadlerini bildirecek bir "nar"ımız yoktu yanımızda mesela... neyse ki onlar filmden sıkılmadı, biz de sıkılmadık... tamam belki bayılmadık ama zaten daha fazla beklentiyle gitmemiştik... ben zaten bahsettiğim baloncuklarla izlediğim için filmi, her şey olduğundan çok daha güzeldi...
film biter, jenerik biter, kat kat giyinilir... telefonda koruyucumuzun mesajı görülür... hemen aranılır, şantiyelerde ışıksız kaldığından filme gelmediği gibi kadıköy vapurunda da yalnız bırakır bizi... vapur yolculuğu normalde de güzeldir ama baloncukları tekrar hatırlatmama gerek var mı bilmiyorum... karnımız çok aç ve yaşamak için yemeliyiz... onun evinin oralarda karşımıza çıkan ilk yere oturmak şart olur... (yoksa ben birlikte biraz daha vakit geçirmek için ölmüyorum kesinlikle...) kırmızı et bile tahammül edilebilir bir şeydir onunlayken... yarın erken kalkıp o hiç sevmediği yolu gideceği için ayrılık vaktidir şimdi de... sapık gibi gidişini izlemek bile... öyle işte... güzeldi...
me and you and everyone we know
.j
gn&gl izlemek için hala beni bekliyor,
ama ses etmiyor, şikayet etmiyor,
çok nazik.
beni seviyor.
seviyorum.
bir yıl önce hayatıma giren kocaman, parlak, mükemmel şey olmasaydı bir yıl sonra hayatımdaki küçücük, önemsiz, kötü şeylerin sayısı daha bir göze batar olacaktı...
ama harika bir şey oldu...
lal lal laa... lal lal laa...
üç adam ve bir küçük hanım mıydı neydi aptal bir film vardı...
mesela o bana artık o kadar aptal gelmiyo...
siyah-beyaz'ımı değiştirdi bazı su'lu boyalar çünkü...
ölen abi için dökülen saçma gözyaşları, aynı adlı başka birinde anlam buldu...
yan taraftaki koltuğu boş bırakıp asker oldu biri biraz, en çok barındırdığı his özlem oldu...
bir yıl önce harika bir şey oldu işte...
hediye paketi gibi bir kızın müthiş siyah saçları uzadı...
4:3'lük pc kaave sahibinin görüntü oranı 16:9 oldu...
bacağı titreyen çocuk bacak bacak üstüne atıp oturdu...
bir koca yiğit asker oldu, can oldu...
geçen gün tam bir yıl oldu...
geçen yıl sadece birlikteyiz diye mükemmel oldu...
nice yıllara...
kimin msn'inden sataşırsam sataşayım, hitap şeklimden ben olduğumu hemen anlar. k'lerin k'si, yavrular yavrusu :)
üyesi olduğu bir topluluk yok